|
+ Büyük Font |
+ Küçük Font
SERKEHNİ
Kürtçede serkehni, su kaynağı, suyun yeryüzüne çıktığı yer, göze manasına kullanılan bir kelimedir. Bazı yörelerde “serkani” de denilir. Bizim de köyümüzde kar suları ile beslenen buz gibi soğuk suları olan çok serkehni vardır. Her birinin başında da mutlaka bir namazgahı vardır. Köylü tarlada çalışırken dinlenme vakitlerinde gelir, başında abdestini alır, namazgahında namazını kılar, sofrasını kurup yemeğini de yer. Buz gibi suyundan içer ve hiç yorulmamış gibi yine işine döner. Bu nedenle “serkehni” nin köylünün hayatında çok değişik yeri ve anlamı vardır.
Ama bugün bahsedeceğimiz serkehni bunlardan biri değildir. Bahçesaray yöresinde serkehni denilince sadece onun akla geldiği bir su kaynağından bahsedeceğiz.
Müküs çayının çıktığı yere bir seyahat yapacağız. Bunun için önce o yolları aşabilecek vasıta temini gerekir. Bunun için Caner abiye müracaat ediyoruz. 3500 metre yüksekliğindeki karabet geçidini aşabilecek bir minibüs ile anlaşıyor. Bu yollarda şöfürün de nereye gideceğini bilmesi gerekir. Yoksa yarı yolda bırakır. Köylüler anlatırlar. Müküslü bir adam karpuz götürmek üzere Adana da bir kamyoncu ile anlaşır. Karpuzlar yüklenir. Adanadan Van`a kadar gelirler. Müküs yoluna girince yavaş yavaş şöfür tedirgin olmaya başlar. Saatlerce tırmandıktan sonra yokuş bitip Karabet geçidine vardıklarında çok aşağılarda sisler arasında köyler görünmeye başlar. Kamyoncu köyleri göstererek buraya mı ineceğiz diye sorar. Yük sahibi evet deyince Şöfür ben burdan bir metre daha inmem, yoksa nasıl çıkarım der ve karpuzları oracıkta indirir. Hiç para da almaz ve geri döner gider.
Gönüllü arkadaşlardan minibüsümüz doldu. Van`dan yola çıktık. Edremit sahilini geçiyoruz. Sağ tarafımız Van gölü mavinin bütün tonlarıyla rengarenk, solumuz Edremit bağları ile Yeşilin her tonu. Dilimizde “Edremit Van`a bakar, İçinden Şamran akar” türküsü ile geçiyoruz. Hakkari yolunun Birkaç kilometre ilerisinden sağa dönüp Kızıltaş köyünden geçiyoruz. Görentaş düzlüğüne varıyoruz. Van`ın peyniri en meşhur olan yeri burasıdır. Çatak ilçesine doğru 10 km kadar daha inip sağa dönüyoruz ve tırmanmaya başlıyoruz. Yol kıvrılmaya, dağlar sarplaşmaya başlıyor. Yol çakır, çukur, rampayı da üstüne koy, minibüsün azami hızı 10 km bile değil. Anlıyorsunuz ki Müküs yolundasınız. Bu minval üzere 10 km gidiyoruz. Yani hep tırmanıyoruz. Hava soğuyor sanki. Çünkü kırapet yaylasına gelmişiz. Aylardan Ağustos ama kayalardan müteşekkil dağ zirvelerinde kar tabakaları, buzullar var. Bir müddet dağ zirvesinin oluşturduğu hafif düzlükte yol alıyoruz ve inişe geçiyoruz. İşte esas manzara kendisini burada gösteriyor. Hizan sınırına kadar olan dağ silsileleri arka arkaya arzı endam ediyor. Sisler arasında, kah sade kayalardan oluşan kah tepelerden oluşan dağlar. İnsana ürperti veriyor. Ama seyrine doyum olmayan bir manzara karşısında olduğumuzu da söylemeden geçmemek lazım. Hemen inişte bir serkehni var. Orada ufak bir mola veriyoruz. Suyu o kadar soğuk ki susadığımız halde bir defada üç yudumdan fazla içemiyoruz. Tekrar yola devam ediyoruz. Yine en az beş kilometre indikten sonra ilk köylere varıyoruz. Ağaçlarının çoğu yıllara meydan okuyan devasa ceviz ağaçlarıdır. Gölgesinden geçip biraz daha indikten sonra Sağa doğru stabilize yola girip Müküs çayının çıktığı kaynağa yöneliyoruz. Nehir solumuzdan çağlayarak akıyor. Adeta serinliğini yüzümüzde hissediyoruz. Sağı solu ağaçlarla kaplı, tam piknik yapılacak alanlardır. Birkaç kilometre sonra serkehniye geliyoruz. Bir dağın yamacında bir kayanın altından çıkan sular taşların üzerinden çağlayarak bembeyaz köpükler halinde aşağı akıyor. Çağlayan suları seyretmek benim eskiden beri doyamadığım şeylerden biridir. Minibüsten inip uzun uzun bu güzel çağlayanı seyrediyoruz. Sonra tahta köprüden geçerek bu kadar çok suyun nereden çıktığını anlamaya çalışıyoruz. Hayretle görüyoruz nehrin tamamı bir mağaradan çıkıyor. Önce mağaranın içinde durgun bir göl oluşturuyor. Daha sonra gölün içinden aşağılara doğru adeta kükreyerek boşalıyor. Suyun nereden çıktığını anlamak mümkün değil. Mağaranın yukarılarına doğru bakıyoruz, çıplak, kupkuru, tek bir ağaç veya yeşillik olmayan bir tepe. Hayret etmemek mümkün değil. Bu kadar su nereden geliyor.
Suyundan içiyoruz. Buz gibi. Acıkıyoruz. Caner abinin Vandan minibüse yüklediği 20 ekmek, otlu Van Peyniri ve Karpuzların`ın sırrını anlıyoruz. Burada yiyip sudan içtikçe acıkıyorsunuz. Bir türlü doymuyorsunuz. Yüklenenlerin hepsini bitirip. Tekrar yola koyuluyoruz. Çünkü akşama Arvas`ta olmamız lazım. Bu kadarla da olsa Serkehniyi herkesin görmesi gerektiğine inanıyorum. Zaten Bahçesaray Belediyesi de bunun farkında olacak ki yolunu düzeltmiş, Serkehniyi de bir piknik alanı haline getirmiş. Orada piknik yapan aileler de vardı.
Yine Müküs çayını takip ederek Bahçesaray`a doğru yol alıyoruz. Su o kadar berak ki dibindeki taşları görüyorsunuz. Öyle de hızlı başını taştan taşa vurarak akıyor ki içine adam atılsa bir daha tozunu bile göremezsiniz. Alır götürür. Tam da rafting dedikleri sporun yapılabileceği bir nehirdir.
Derler ki her perşembe günü akşamı müküs suyu kaynağına “Serkehni”ye bir damla kevser suyu damlatılmaktadır. O nedenle o kadar lezzetli ve berraktır. Lezzetli ve berrak olduğunu herkes görüyor da ama ben şifalı olduğuna da inanıyorum. Bununla ilgili de başımdan geçen bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Bir grup arkadaşla Müküsten Van`a dönüyoruz. Benim midem ekşimiş, halim yok. Hastayım. Müküsü, Mir Hasan türbesini de geçtikten sonra taksi şöfürüne dedim ki çay kenarında dur ben suya gireceğim. Yani anlayacağınız bir duş alacağım dedim. Hepsi şaşırdı. Bu soğuk suya nasıl girersin der gibi bana baktılar. Hepsinin şaşkın bakışları arasında bir kayanın arkasına geçip soyundum. Hızlı akan nehrin kıyıda hafif göl yapmış durgun bir yerine dalıp çıktım. Bir dakika bile sürmedi. Zaten elinizi suyun içinde bir dakika tutamazsınız .Ama duşumu aldım. Giyinip geldim. İnanmazsınız ama daha kırapet yaylasına varmadan iyileştim. Mide ekşimesi tamamen geçti.
Bir de gerçek alabalıklar vardır. Bu azgın akan nehirde. Kırmızı beneklidirler. Yakalanması da çok zordur. Ama müküslüler usulünü biliyorlar. Satmak için değil ama değerli misafirlerine ikram etmek için yakalıyorlar. Her biri iki kiloya kadar olanları bile vardır.
Değerli site müdavimleri memleketimizin güzelliklerini anlatmakla bitiremeyiz. Başka bir zamanda, başka bir yerde görüşmek dileğiyle Mübarek Ramazanınızı da en içten dileklerimle kutluyorum.
|